Muhteşem, fevkalade, şahane, büyüleyici... Merdivenlerden çıktığımda karşılaştığım görüntüyü anlatamıyor hiç biri, zaten büyük ihtimal T.D.K.'nın o iki ciltlik sözlüğünde de yoktur öyle bir kelime, tarif edecek kelimeyi bulamamak benim suçum değil yani...
Ancak, bizim memleketin insanına uymaz tabi bu tip güzellikler, eskilerin rahat batması diye tabir ettikleri ilginç bir davranış karakteristiği var genlerimizde. Recep İvedik'in kodum bozuk dediği şey işte bu. TT Arena'nın açılışı gibi bir olayı bile büyük bir polemik konusu haline getirebilmek, bu yapısal arızanın kanıtı.
Gelsen gelsen beşte geleceksin, taş çatlasa onbirde çıkacaksın, yani toplasan altı saat duracağın bir etkinliktesin, üstelik bi tarafına kazık falan da çakılmıyor bu altı saatte, 15 yıllık rüyan gerçek oluyor ama sen rahat duramıyorsun bir türlü. Başbakanı protesto edip, Ajax'ı ıslıklıyorsun, oturasın diye yapılan koltukların üstünde tepinip, rahat edesin diye kıçının altına konan minderleri sahaya atıyor, atmadıklarını üçer beşer toplayıp evine götürüyorsun, Fenerbahçe'ye küfür edip, elli defa içmeyin diye anons yapılmasına rağmen geniş geniş sigaranı içiyorsun yanında oturan çoluk çocuğa aldırmadan...
Erdoğan'ın siyasi görüşü size uymayabilir, oyunuzu başka bir partiye vermiş olabilirsiniz, on oyunuz olsa birini bile vermem de diyebilirsiniz, sevmeyebilir, ekranda görünce kanal da değiştirebilirsiniz, karşınızdaki Fenerbahçeli olabilir, siz de sadece rengi benziyor diye Opet'ten bile benzin almayabilirsiniz... Bunların hepsi sizin demokratik haklarınızdır. Bunun haricinde bu adam neticede sultan ya da padişah değildir elbette eleştirilebilir, protesto edilebilir. Ancak, her şeyin bir yer ve zamanı vardır. 2002 öncesindeki muhtelif iktidarlara ve sizin üstün yetenekli yöneticilerinize kalsa, TEM'e bakan yamaçlarda otların üstünde oturup yoldan geçen arabaları seyredeceğiniz yerde muhteşem bir stadyum duruyor bugün, ve sizin rüyanızda görseniz hayra yormayacağınız bu güzelliğin içerisinde onların sayesinde olmanıza rağmen, birini protesto edip, diğerini ise hatırlamıyorsunuz bile. Bir anlamda bayramdır bu açılış, bir anlamda misafirinizdir başbakan, bir anlamda büyüğümüzdür. Ne zaman unuttuk bizi biz yapan değerleri, ne zaman dejenere olduk bu kadar?
Hani, ölmemişti, ölmeyecekti Özhan Başkan... Her türlü siktiriboktan işte organize olmayı beceren, kendi adına yaptırdıkları bayrağı açmak için kıçını yırtan adamların aklına bile gelmedi malesef. Açılacak bayrağın üzerinde Ultraslan değil, bu
olmalıydı halbuki. 22 Mart 2010'da sadece aramızdan ayrılmıştı o kadar. Ölümü elimizden oldu malesef... Adam gibi durmayı bilmeyen, bir teşekkürü, bir saygı duruşunu çok gören bizlerin elinden... Santrayla üçlü çektirmekten başka bir boka basmayınca kafa, ne Özhan Abi geliyor akla ne saygı duruşu tabi. Üçlü ile değil, saygı duruşu ile, Özhan Başkan'a alkış ile başlayacaktı, başlamalıydı bu maç. Daha çok maç olacak, çok üçlü çekilecek santrayla, aceleniz ne?
Gerisi de mühim değil benim için, Ali Sami Yen'de ne bıraktıysak, burada bulduğumuz da o. Zaten farklı bir şey olması için bir sebep te yok. Mekan oynatıyo olayı falan yalan, yok öyle bir şey. Ya da belki oynatıyodur da, bunları mekan bile oynatamıyo öyle diyelim. Başkanı Polat, yöneticisi Sezgin, teknik direktörü Hagi, futbolcusu Mustafa Sarp olan bir takım, nerede oynarsa oynasın, bir halt olmaz, olamaz, olmayacak. Yeni stadyum tek başına kurtaramıyor vaziyeti. Başkanından yöneticisine, teknik direktöründen futbolcusuna, hepsinin yenisi gerek... Ama hepsinden önce adam olmamız gerek...